16.8.09

sorunlara çözüm

hala gülüyorum. eger herhangi bir şeyden çok bunalmışsanız ve sorunun sebebine ulaşamamışsanız işte çözüm. ta ta ta tam!

tarife göre: " 100 gr. pirinç alınarak üzerine yedi defa "Hâ-Mim sûresi" okunur ve bu pirinçle pişirelecek pilav büyüye uğrayana yedirilir."

düşünsene deniz, böyle herşeyin bi formülü falan olsa fena olmaz aslında. apartmandaki komşuyu ele alalım. okuyup üfleyelim apartmana girip evine çıkana kadar ki zaman zarfında hiçkimseye soru sormasın. başka birilerine ait olan zarfları açıp okumasın. (çok içlenmişim ben buna hala çözüm bulamadım ondan) onun yerine işine gücüna baksın. kocasına işve cilve yapsın, kaşını bıyığını aldırsın, erkekten bozma kadın gibi dolaşmasın efendim. komşusu olarak rahatsız oluyorum. kocası napıyor teyzenin bu durumuna karşılık bilemiycem. sesini iyice inceltip keliemleri peşisıra kullanmasın. anlaşılır olmuyor. bunun için diksiyon kursuna gidebilir, halk eğitim merkezlerinde var bu tür şeyler. değil mi efedim, değil mi. ayrıca dişçiye de gitmeli. komşularımın dişlerine de karışacağım günler olacak mıydı. ahh ahh. (yapcak birşey bulamayınca ben de ona buna sarıyorum galiba bana bir tarif lazım) yaşasın kişisel temizliğine önem veren insanlar. olmadı galiba. neyse..

başka bir sorun bulalım. misal dolmuşların en arkasını 4'leme durumu. hep bana mı denk gelir bilemedim. bir de köşeye de denk gelmemek işin en kötü kısmı. iki yandan kıskaca alınmış gibi. işte bunun çözümü için 100gr pirinç az gelir bana kalırsa. bir kilo pirinc ve bir kilo nohut (çiğ olcak sert ve zahmetsiz) alıp dolmuşun içinde savurmak lazım ateş açmışcasına patpatpatpat!! bak nasıl da rahat edeceksin gör. hem de stres atıyorsun daha nolsun. bırak arka dörtlüğü , istediğin yere oturabilme şansın olcak.

markette poşet açılmaz ya tam siz kasadayken, işte o sıra çabuk uylanabilir bi formül lazım. yok bu olmadı. sırada bekleyen insanları görünce daha da bi telaşa kapılıyorum açacağım varsa bile açamıyorum gerisini sen düşün deniz. benim beceriksizliğim için belki bir formül.

hayata dair formül gerek aslında. her daim tarçınlı kurabiye tadında olabilmek için, bir duru gülümseme için, hep çocuk kalabilmek için, kimbilir.




dk

kaç oldu?

ben sayamadım.

12.8.09

itiraf ediyorum:



* ben uzaydan sıçrayarak geldim.

* tırnagımın kenarında cıkan ufak cıkıntı beni rahatsız ediyor ve yer etti ısırıyorum sürekli. obsesiflik var azcık.

* yengemin diş fırçasını kullandım kendiminkisi sanıp! düşündükçe çeşit oluyorum. kullandıgımı da kendisine söylemedim. hiçbirsey yokmuş gibi kullandı o da. özür dilerim yenge.

* mektuplar yazıyorum, küçük notlar, hiç gönderilmemiş, gönderilmeyecek belki de. üzgünüm.

* dün gece düşündüklerimi dile getiremiyorum, ama kıyaslama yapıyorum sürekli. kendimi alıkoyamıyorum. bızzt! delete. delete.

* asansör kapısındaki "kabini görüp öyle girin" yazısını kazıyıp, "abini öpüp öyle gir "şekline çeviren benim. yönetici amca sen bana gelen zarfları açarsan böyle olur dur daha. senden süpheleniyorum sadece, kimin açtığını nasıl bulacagımı bilmiyorum. bu konu beni sinir ediyor. acaba girişe bir yazı mı yazmalıyım ne. kendini bilmez terbiyesiz komşular bu zarfları niçin açıyorsunuz, edepsiz olmayın huleayn gibisinden.

* yeğenimi görünce kimi zaman çocuğum olsun istiyorum. ama çok kısa sürüyor bu istek. ama istiyorum. sonra istemiyorum. ama öyle işte.

* klipteki kız gibi yetenegim olsa keşke, yerle bir etsem etrafı. içimdeki kızgınlıktan değil, mimari si kötü olan yerler için. ondan yani.

10.8.09

anlayamıyorum!
hem de hiç!
gerizekalı mıyım nedir?

olur insana arada.
ve aşk teğet geçer
akar gider avuçlarından
kum misali
zaman misali
su misali

8.8.09

koptu

içimden birşeyler
daha yeni oluşmuş capcanlı
heycanı farklı
yenice açan çiçekleri misali
gecikmiş baharın.
nasıl da havada asılı herşeye inat,
gülümseyen mor güneş.
farklıyım diyor görmesini bilmeyenlere
aşk kokulu saçların kıvrımlarında
bir o yana, bir bu yana
rüzgar savururken bizi
bitmeyen gelgitlerinde denizin
getirdiklerini
sen nerden bileceksin?

bakmasana...

ve
biz yüzeriz o mavi rüyalarda
ellerinde balonlarıyla çocuklar oluruz
koşarız kalbe giden yollar boyunca
doyasıya kahkaha

savaşta
askerler oluruz bazen
altında
kar taneleri oluruz güneşin
aslında
ters yöne yürüdüğümüz aşikar
öyle ya
en sevdiğinde sevmediğinin yer alması
en çok zıtlıklarda
hüznün siyahında, huzurun beyazında
yeşilin rahatlığıyla, kırmızının arzusuyla
sen'in benimle, ben'im seninle
incinirsin renklerin içinde işte

en çok senin hayatında, ne çok ben
uyanırken müziğin fısıltılarıyla
zamanın tadı damağımdayken hala
en boş senin yanında, ne boş ben
tam... tam herşeyi unutmuşken
durmuşuz yeniden.
tik
tak
.
çiçekler soldu, battı güneş.


21.7.09

uyku

uykunun geldiği o an var ya, algı güçleşiyor hani, yavaşlıyor hareketlerin, göz kapakların ağır geliyor. ama uyumamak için direniyorsun. neden? vakit kaybı sanki ya, -uyuyorum ya çok onu bi kenara bırakırsak- bissürü (bissürü eved) vaktim olacak. veletler var bi kere. daha çok aynaya bakıcam misal. daha çok güleceğim. daha çok şarkı.. deniz. daha çok sarılmaca, yemek yemece.. daha çok.
sonra birden bire daha "ölmek zamanı" değil dedi. bir an öleceğimi düşündüm o öyle deyince. yok yok olmaz dedim. daha hazır değilim. yapacak şeylerim var. sen'li, ben'li, biz'li. kim hazır ki ölüme. belki yarın kimbilir. bilmediğim bir yerin korkusu aslına bakarsan bendeki, belki keşfedilecek yerleri vardır, orda da hayata devam ediyorsak gidenlerle birlikte, aslında fena sayılmaz be. gidenlerle bir takılcaksak heh. aklıma garip şeyler geliyor bilog. :bwah:
uyku demiştim ya hani, sanırım daha fazla tutamayacağım kendimi. kimeyse artık inadım. uyuyunca geçer herşey merak etme demişti içerdeki deniz. bazen hak veriyorum ona. bazen de kızıyorum. anlaşmaya çalışıp giderken geçiyor işte zaman. gocaman gız oldun breh breh breh!
:esneyensmilie:

sen benle kal, hep benle kal.



20.7.09

güneş doğsun içime!

tatil gerek derken, dimdim (eved, didim onun adı) yolları göründü bana. abbas yolcu. henüz eşyalarımı bile hazırlamadım ya olsun varsın. cumburlooong, oh serin serin. (suya atlama efekti o)
o değil de çok tatlı bi insanım zaar, sivriler ise beni seven yegane hayvanlar. gerçi balıkları unutmamak lazım. onlar da beni unutuyorlar sürekli, hep bi ödleklik bi tırsma hali, kaç zaman oldu hala bana alışamadılar hehhe. sakin hayvanlar yav, azcık hareket lazım.
işimiz gücümüz çene denizanım, git eşyalarını hazırla, alınacak varsa onları al, bak saat kaç oldu. hala pc başında. off off olmazsın sen.

o halde, sahneye hemen mamutu alıyoruz.

ve bu albüm kapağı nerden çıktı bilinmez ama fona iyi gitti , haha robotumsu dansımızı yapıyor. ve saheneye fionayı devat ediyor. muhteşem dansa ortak olması için. hande de kimmiş hobarey!

dedim ki ben romeo gerçek aşkın bla bla bla.. kendini kaptıran fiona pembe panteri farketmez bile.

ve ve çocukları pistten alıyoruz (önlemimizi baştan aldık)

bu suarada prens ve kurabiye, dans eden kalabalığı düşmandan korumakta.

nihahha ve işte korkak kaplumbağayı alt ettiler. korkarak uzaklaşan kaplumbağa bir daha görünmedi ortalıkta...

düşmandan kurtulan ahali, hepbirlikte eğlenceye devam etti. bu saçmalamaca da burda bitti.