28.7.10

evlilik mevsimi

photograph, by deivionic


her sene oluyor tamam da bu sene daha bi yogun geldi bana. ne cok arkadasım yaşıtım kuzenim..kısacası tanıdıklarım evlenir oldu. meğerse yanıbaşımda olan, evliliğin kıyısında ne çok insan varmış. hepsi de mutlu olsunlar tabi.

lakin ne zor bir o kadar meşakatli, sıkıcı ve daraltıcı bi dönemmiş. bizzat ben evleniyormuş gibi yaşadım kuzenimle birlikte. güzel kısmı sevdicekle ciddi bi adım atmak vs de, ama zor. geleneksellik mi nedir, ince eleyip sık dokuyoruz. bohça getirmeler, çiçekler, şekerler..kim kime ne almış, neden onu almamış, bunu almış, yakışır mı hiç, düşüncesizmiş, tam da yerinde davranmış, aferin ona, ayıp etti valla.. bi sürü bunun gibi cümlecikler. ya bizim egeyle alakalı ya da tüm türkiye böyle. ne dedikoducuymuş herkes. ama şöyle uzaktan bakınca tamam güzel, de yazık değil mi o çifte? söyleyin bana. ya da herkes böyle değil bana böyleleri denk geldi. illa bir gerilmece olcak.

sonracığıma sıcakta kravat takmalar, abiyeler, makyajlar.. yapılan once masraflar? ee adamlar pijamayla çıkacak değiller elbet ama çok da geriliyor insanlar. yazık valla damat adayına acıdım en son. nasıl iki büklüm oturdu öyle, allam bi de tuzlu kahve verseydi gelin çocuğun sıkıntısı hepten içine patlayacaktı:)) kiii daha işin balındalar. daha bu isteme olayı. nişan olayından sonra araya uzun bi zaman dilimi girdi mi, eyvah eyvah. bayram girecek, dünürler aranmalı, hediyeler bişiler..ee arada yine hal hatır sormalar, ailelerin yemeğe gitmeleri, ziyaretleri, kaynaşmaları...tripler olmasın ama hep oluyo , hep.

hadi bunları atlattınız şimdi sıra düğünde. ne zaman olsun düğün? ev döşensin, neler alınsın, nerden alınsın, bütçeyi nasıl ayar etmeli? bi sürü akıl bi sürü fikir. gelinlik? damatlık? allah akıl fikir vermiş damatla geline bir dur bakalım di mi. kim ki onlar.

geldik düğün gününe, bütün sülale yetmezmiş gibi bir de eşinin sülalesini öpmek, çok zor sahi. öpmeyin beni terli terli makyajımı bozuyosunuz mu demeli napmalı :D

algıların zayıflayıp sağdan soldan insanların dediklerini duymamak da cabası. akabinde çıkan dedikodular. "gördün mü hemen tavrını koydu damat/gelin", "aa bak bak ilk önce babanın elini öpcekti gitti annesinden başladı." yazıktır günahtır gencecik evlenmeye kalkmışlar zaten bırak da hata yapmaya (hata da denirse tabi) hakkı olsun. gerçi gençlikle de ilgisi yok sanırım o an ki heyecan :) işte dedigim sevmedigim kısım da bu geleneksellik, aşırı kuralcılık. bırak akışına. rahat olsun insanlar.

değineceğim bir başka şey de düğün esnasında olanlar, bi kere oyun oynadıkları alan çok ter kokuyor. çoluk çocuk ortada. çocukları almayın düğüne, ya da onlar için bi alan ayar edin, başlarında bi insan olsun onlar da orda eğlensin falan. yazık oluyor ortalık yerde onlara. davetiyede belirteceksin velet istemiyoruz kardeşim diye. sayılı insan gelsin. (aa olur mu ayıp)

bir de o çalgıcı adam var ya, oy oy dj'ler halt etmiş. oy farfara çalarken birden sexy lady çalıyor, sonra düğünlerin olmazsa olmazı çile bülbülüm. "aa olmadı bi daha, çileeeeeeeğğğğğeeeaaaahhh!" -ortalık iyice ter kokuyor bu arada tabi- ardından egenin zeybek olayı. artistik mi oluyor nedir tek tek istekler. yapma etme bey amca hem de çiftetelli için. ta ta ta tam en sonunda harmandalı... ve herkes kendi teriyle yıkanmış buluyo kendini. o la la! böyle kol altındaki halkalar falan çok doğal ortam. samimi daha nolsun. dağılırken de haydi öpüşelim, yani ayıp kaçmasın, ohhh mis mis, ten uyumu budur.

sonracığıma yemekliyse iş yine zor insanlar yemek mi yiyecek dans olayına eşlik mi edecek? gerçi iş köfte olunca başka oluyor, evde yapılan gibi olmuyor ki o, yaşasın mevlüt köfteleri! :) gerçi bir de çok şatafatlı olanlar var şimdi böle kanepeler aperatifler mezeler.. içeçekler... hımm mideye yarıyor bu yemekli törenler. yoksa gelin damat bahane:)) ee ne demiştik folklorik olaylar da yakışmıyor bu tarz olanlarda. bi kafa karışıklığı oluyor. herkes kraliyet soyundan geliyormuş gibi burnu havadayken birden bire hepsi özüne dönüyor. ardından aalleeaah diyerek pistte göbek atmacalar, gerdan kırmalar.. dengesini değiştiriyor insanın. bak ama bi tek biz türkler kaldırırız bunu o da ayrı. getir elin rus kızını hiç birine ayak uyduramaz. mümkün değil. haa ilgiyi çeker mi çeker o ayrı mevzu :) (böbürlendim mi yerdim mi bizi bilemedim)

tamam peki nikah olsun en güzeli, ama onda da çabucak bitiveriyor. kabul ediyor musunuz? evet. nikah bitti. takılarımızı alalım, buyrun nikah şekerleriniz. gerçi en mantıklısı gibi onca masrafa gerek yok hem. ayrıca ben yerim sevdicekle yapılacak masrafı :P

şimdiye kadar gördüklerimi harmanlıyorum da ortası olmuyor işte. anca masallarda en güzel törenler. yani şimdi bu konuyu paylaştığım için meraklısı gibi mi oldum. kesin bana da bulaştı bu kuralcılık gelenekselliği...o ne be.

çok uzatmışım be. incelemelere devam ediyorum bu olaylar devam ettikçe, bi kere de nikah şahidi olayım onu da anlatıcam. ordan nasıl görünüyor ortam :)
bu konu bitmez.

9.6.10

uyku


nasıl birşeydi öyle, uzun zamandır bu kadar ağladığımı anımsamıyorum. hıçkıra hıçkıra. dolu dolu akan gözyaşlarım. konuşmadım hiç, sadece ağladım. nasıl bu kadar gerçekçi oluyor bu rüyalar? hepsi rüyaydı ama uyandığımda yastığıma bakmadan edemedim. sahiden ağladım mı diye... rüyamda çoktan beri görmediğim birisini arıyordum. çocukluğuma gitmişim yürüyorum oturduğumuz mahallemde, hızlanıyorum ilkokuluma koşuyorum. okulum çok değişmiş, eski binadan eser yok, yenilerini dikmişler. öğretmenler odasına giriyorum ama hiçbir öğretmeni tanımıyorum. hepsi konuşuyor, birşeyler söylüyorlar birbirlerine, kahkaha atıyorlar. beni farketmiyorlar bile. dışarıya çıkıyorum. derken aradığım kişiyi buluyorum. bir adım geri çekilip duvarın arkasından bakıyorum ona. o sırada akıyor gözyaşlarım. sonra gövdemi çıkarıyorum meydana. beni tanıyabilecek mi bunca değişimden sonra diye. bana bakıyor ve anında yüzünde bir tebessüm oluşuyor. beni unutması mümkün değil ki zaten. yanına yanaşamıyorum. sadece olduğum yerde ağlıyorum. yanıma geliyor şaşkın bi şekilde, nasıl buldun beni der gibi. nerelerdesin der gibi, o kadar soru var ki yüzünde..ama hiç birsey sormuyor. sadece sarılıyor. o zaman ben daha da çok ağlıyorum. hıçkırmaya başlıyorum. ne de çok severdim, bak geldim buldum seni. bunca zamandır neden görüşemedik ki. kimbilir neler neler yaşadın. iç sesim konuşuyor o noktada. ağlamaktan konuşamıyorum ki. kilo almışsın bir kaç iz bırakmış yüzünde yıllar. gülümsüyorsun ve sadece sarılıyorsun bana. çok acayipti gerçekten. hiç konuşmadan geçen ve ağlak bir rüya.

5.6.10

bir şey

insan bir zaman hep çocuk kalacakmış hissedermiş. daha sonra da hep genç kalacakmış gibi. bir önceki dönem özlenirmiş meğerse sürekli. yaşanılan an unutulur. bense en güzel dönemdeyim. en güzel yerde. en çok yaşamak istediğim şehrin en sevdiğim denizinin ucunda. en güzeli..bu günü, bu zamanı unutmayacağım, kesin. çok şey istemiyorum hayattan. mutluluk yetiyor bana.

14.4.10

everybody's gotta learn sometime


bu ne şimdi? bir kere yaşımın insanı olmayı beceremeyeceğim sanırım. ya da yaşım neler yapmamı / yapmamamı gerektirir ki? nasıl bi cümle kurdum ben iki saniye önce. yaşın hareketi mi olur şimdi? hmm. yani yetişkin insanlar için diyorum. sanırım hissetmekle ilgili herşey. otobüs durağında sürekli yaşlı teyzelerle karşılaşıyorum ve sıklıkla beni seçip konuşmaya başlıyorlar. çekici buluyorlar beni kesin. tamam sevimli bi insanım kabul ediyorum ama her dakka size cevap veremem ki. otobüsümü kaçırıcam sonra. konuyu dağıtmadan devam ediyorum. işte bu yaşlı teyzelerin ruhu öyle bir genç oluyor ki. "geçenlerde bayan arkadaşlarımla çıkmıştık, şunlar şunlar oldu.."diye başlayan cümleler. senin benim özel zamanlarda ya da seyrek kullandığımız cesaretli renkleri içeren makyajları.. ne de güzel bakımlısın kız sen öyle diyesim geliyor. ve işte ne diyecektim yine konu saptı, demek ki yaşına göre insan olunmuyor efendim, olsa olsa yerine göre olunuyor.

evet ben de tipik bir çalışan insan olma yolunda ilerlerken arada nefes alıyorum, herşey şurda bitiyor aslında. (tam da işaret ettiğim yere dikkat) a-o..


-would you erase me?

+i'm fine without you.




evime gelmişim huzurla. dünden yaptığım yemeklerden yemişim gosşip görl izleyerek. sonra bir film..filmle alakası yok ama ağlayıvermek gerekli bi hareket değildi sanki :) bir gün öğreniriz nasılsa. napalım. yaşımız daha genç, pardon ruhumuz.

5.4.10


kendimden sıkıldım, sadece bugün. öğrenci olmak istiyorum. öğlene kadar uyuyayım istiyorum. göbeğimi kaşıyıp uzanmak istiyorum boylu boyunca. klasik laftır gerçi ama düşünsene; uzanmışsın koltuğa, elinde kumanda..zaping zaping.. göbek de eğlenceli. sonra yine sıkıl tabi. açıkcası hastalığım geçşin, yine renkleneyim istiyorum, hepsi bu.

4.4.10

senden habersiz

saçlarım değmiş yüzüne,
gün içinde
geldin yanıma kaç kere
mutfaktayım
arkamda sen
açıyorum gözlerimi, işte geçti
banyodayım
aynada sen
suyla akıp gidiyor, ve bitti
yataktayım
yanıbaşımda sen
rüya olup geçiyor, ben gibi
senden habersiz
olup bitiyoruz sanma ki sebepsiz

20.3.10

gün güneşli, insanlar neşeli

şimdi efendim ben deniz, hasta olmakla birlikte haftasonu bu güzel izmir havasında evde olmanın müthiş keyfini sürüyorum. yani hastalık kısmı olmasa daha bi tadından yenmicek ama. napalım kısmet. kaç haftalardır evde duramıyordum iş ev seminer bık bık derken bi gün bile bana kalmıyordu. derken bu hafta derin bi oh çektim. defter almalıyım. dijitallik sıkıyor beni bazen aklıma geliverince yazmalıyım karalamalıyım falan.