12.10.08

ööhhüü öhhüüü

1- Yutkunamıyorum.
2- Konuşamıyorum.
3- Yorgunum.
4- İlgiye ihtiyacı olan bi bünyeyim.
5- Sıcak çorba olsa da içsek diyorum.
6- Boğazım ağrıyor.
7- HASTAYIM.
8- he bi de wall-e ne kadar eğlenceli bi animasyondur. bakışlarına kurban olayım.




-vol iiiiiiiii
-iiiiee-vaa

hastayım hastaaaaa

27.9.08

huzur


istediğim huzuru bulmaya gittim..

gittim dediğime bakma gelirim yine,

bakma, o laf olsun diye

karanlık değil yollar

tuttum sıkıca kendimi

belki

belki
.
.
.

neyse eksik olsun

yazı da sen de

6.9.08

demiş(im)

Zor - Nev






Hani Tuna Kiremitçi'nin kitabı var ya, "git kendini çok sevdirmeden" diyor, işte artık gidiyorum ben de. Sanırım dayanabileceğim son noktaya geldim. Yavaş yavaş uzaklaşıyor muyum ne? Onun korkması, benim vurdum duymazlığım, bizi bu hale getiren. Tam herşey yoluna oturdu derken yeniden aynı yerde olduğumuzu fark ediyorum. Canımı acıtıyor. Ama en güzeli bu olsa gerek. Galiba yaşanmamışlıklardı beni çeken, sana ulaşamamaktı benim düşünmeme sebep. Onu görmeyince daha bir bağlı mı oluyordum yoksa? Aslında onu değil de kafamda yarattığım insanı bekliyordum, onu düşünüyordum derinden derinden. Hep kıyıdaydım da açılmışım gibi bir hisse kapılıyordum. Bu muydu benim istediğim, beklediğim...

Gerçekten böyle olacağını düşünmemiştim. En azından "beklemek" benim için çok manalı olmuştu. "beklemek" sözcüğünün geçtiği heryerde durup düşünüyordum. Hayal ediyordum olmayacakları.

Artık minik pembe filimi kaldırdım yerine. Seviyorum ama eskisi gibi değil. Bunun farkına vardım ve biraz geç mi kaldım bilmiyorum.

Peki neden hala benim yanımdasın? Pazartesi akşam yemeğe niçin çıktık? Var olan birşeyler geziniyorsa beyninde niye konuşamıyoruz? Niye muhabbet edemiyoruz ve zamanın farkındayız hep? Yoksa eskisi gibi değil hiçbirşey, öyle mi? Artık sıkıldım ben, yoruldum, beklemeye mecalim kalmadı.

Şarkı söylüyorum. Ama sana değil.

Senle niye böyle olamadık bilmiyorum. Kendi kendine yaşadın beni, kendi dünyanda büyüttün sevgini...Birşeyin eksik olsuğunu yavaş yavaş anlıyorsun ve geç kaldın minik fil.
Hiçbirşey paylaşmadığımız, paylaşamadığımız belki de daha iyi oldu. Seninle görüşebiliyorum rahat rahat, konuşabiliyorum hayattan. İkimiz diye birşeyden söz etmiyoruz, belki de bu rahatlatıyor.

Zaman geçiyor ve yine bir bahardayız. Beklemenin son baharı bu. Sevmiyorum oysa soğukları...Dünyamın rengi de değişiyor. Gözümün alabildiği çerçeve artık sararmaya başladı.
Hiçbirşey yerinde durmuyormuş bir başlangıç ve bir son. Oyunlar oynadım sensizliğinde, seninle ama sensiz filmler izledim, seninle uyudum, seninle ağladım, kimi zaman oldu yalnız oturduğum masada tam karşımda oturuyordun, sana hediye aldım, doğumgünümü hayalimde birlikte kutladık, bana sarıldın oysa yoktun, gözlerimin içine baktın, elimi tuttun ama yoktun.

Evet, herşeyi ben uydurdum zihnimde, ikimize replikleri verdim. Şimdi yine repliğin elinde ama bu kez ben vermedim, o sana ait olan... ve sen oynuyorsun.
Sahne senin.
Gidiyorsun artık, zaman daraldı biliyorum, hani dilinin ucuna geliyor değil mi? Seni bir daha göremezsem düşüncesiyle söylemek istediklerin. Tutuyorsun öylece ve boğazında düğümleniyor. "Ben seni çok seviyorum, bir daha söyleyemezsem kahrolurum". Diyemiyorsun. İşte yine hayal ettim o gece bunu söylediğini, senin elini tuttuğumu....
Olmuyor böyle, sen üzülüyorsun ben üzülüyorum. Sana yazılmış bir mektup oldu sanki bu. İçimden koptu.
Artık "gitmektesin..." ve ben de diyorum ki "git kendini çok sevdirmeden".

13.05, Perşembe
20-10-2005



deniz

31.8.08

kime ne?

Kime Ne - Özlem Tekin

var ya...





ben var ya,


küçücük hayatımda büyük yaşamaktan çok mutluyum. kimse dokunmasın bana, yeter.


14.8.08

gökyüzü

yağmur - cem adrian
yağmur yağacak bugün dedim, inanmadı. yalancı değilim ya yağacak dedimse yağacak işte. dinle bir kere. olmadı iddaaya girdik yağarsa ben, yağmazsa o kazanacaktı ki öyle oldu. bakalım ödülümü ne zaman alırım. :P

hava yağmur öncesi birden bozdu, rüzgar çıktı. grilik arttı. içimdeki renk nedense tam tersiydi. balkon kapısı dışında bütün kapı ve pencereleri kapattım. üstümü değiştirdikten sonra hafif tebessümle dışarıyı izledim. yaprak düştü. küçüklüğümden beri değişmeyen o açıdan bakmaya devam ettim. evet iki yaprak daha. derken daha da şiddetlendi rüzgar ve işte o an. gürledi gürledi ve sonunda ağladı gökyüzü. sanırım içinde birikmiş epeydir. bu, bir iki damla yanaklardan süzülüp yolun yarısında kuruyuveren gözyaşı gibi değildi. dolu başladı iyiyen iyiye. nasıl bir hızla geliyor, yere sinirle çarpıyor sıçrıyor. pat pat pat pat pat. çok kızmış çok. zannettim ki elimi tutunca geçecek siniri, ama ikimizde hesaplayamadık eriyebileceğini. eridi ve bitti..



korkardım eskiden gök gürültüsünde. pencere kenarında durmazdım hiç. birşeyler parçalanıp yukardan tepemize düşecek gibi gelirdi:)neyse işte eskidenmiş. ben sevdim bu kızgın halini, inatçıydı ya benim gibi. ağlayamamıştı epeydir, konuşamamıştı. konuşmamıştı.

ben de onun ağlamasını fırsat bildim. bir damla atınca hemen üstümü değiştirmemden belliydi. terasa çıktım. eee korkmuyorum ya artık. hani bardaktan boşalırcasına diye bir tabir var ya halt yemiş, bu resmen kovayla dökülüyordu. içinde kalmamalı zaten döksün içini. ben dinlerim seni. geçtim tam orta yere. bekledim tepkisiz, bütün herşeye göz yumdum üstüme ağladı :) yukarıya doğru çevirdim başımı şimdi gözlerimi açabilirdim, o ağladı ben sustum gözyaşlarını bir bir gözlerime sürdüm. şimdi ben o'ydum. ama o, ben'den miydi bilinmez. bir bana mı ağlıyordu acaba? onca insan kaçıyorsa köşe bucak, bir sacak altına saklanma gereği duyuyorsa benim içindi belki de.. bilmiyorum süresini, bir bildiğim sırılsıklam olduğum. tüm gözyaşları benimdi artık. o benimdi. el kol işareti yapan yandaki teyze bana anlam veremedi. güldüm. yağmurla benim aramda zaten, sana ne dercesine el yaptım ve yüzümü yine gökyüzüne çevirdim. o anı hiçbirşey bozamazdı. buluşmak gerekiyordu, görüşmek gerekiyordu.

arınmış gibi hafiflemiş gibi oldum en sonunda. tepki vermişti sonunda benim gibi inatçı birisine.

ama daha bitmedi işim yağmurla :) yine çıktım. kimbilir bir daha ne zaman görüşeceğiz değil mi? bu kez güzel insanın da eşliği ile yürüdük yağmur altında. bilinçsizmiş gibi davrandık ya nasıl bir deliliktir bir tane insan olmayan caddede ikimiz vardık ve gülüyorduk sadece. o hayata, bense deliliğe gülüyordum. belki de tam tersi. yok yok hepsine herşeyeydi bizim gülüşümüz. dalga geçtik işte, nanik yaptık. ben beş dakika öncesine kadar yüzleşmiş olmanın rahatlığıyla..o da evdekilere aldırış etmeden kendini birden yola atmanın verdiği çocuksu heyecanla..evet hala büyümedik. niyetim de yok zaten.. herşeye inat.

anlık yaşamanın verdiği mutluluklarımız eksik olmasın yoksa yaşadığımızı nereden anlayağız ;)

5.8.08

deli deli deli

haydi dans edelim ama eşli danslardan ben topuklu pabuç giyeyim sen de takım elbise giy. tango yapalım birlikte. bir de bacağını partnerinin beline doğru çektiği an var ya hani yırtmaç açılır dişilik çıkıverir ya ön plana. ne de güzel bir karedir o öyle. bilen dans etsin canım yakısan da yırtmaçlı giysin.



dans etme isteği nerden geldiyse öğlen bir hallere giriverdim, müziğin sesini açmış, eşli dans( ama tek başıma) yaparken buldum kendimi.

haydi bakalım hep iyi olalım.

3.8.08

koku

üff ya erkek parfümü kullancam sanırım ben. bu kokuya bir kez daha bittim. çıkmasın üstümden gitmesin bu koku.. nasıl güzeldir nasıl büyüleyicidir.. insanı alıyor götürüyor yahu. herkes kullanmasın bi ben kullanayım, bi o kullansın.. ikimiz bundan kokalım. bütün olalım. sarılalım. yoksa benim tenimde mi bu kadar güzel geldi (haha çemkirme)

oyhh ben bu kokuyla uyuyamam ki.. bi çeşit, bi güzel, bi çekici, bi cazibeli, cool, dikkatim dağılıyor, kımıl kımıl birsey..

abarttım mı ne :)

du resmini de çakayım tam olsun. koka koka bitiremedim ki, delirdim zaar.



eved , çok çok çok beğendim. erkekte hiç fena durmaz sanki, hadi canım sen dee


gaaaç