üşümeleri sevmem ya hani düşlerimi bilirim üşümelerimde ben düşerken üşümemle iki küçük kurtçuk düşlerim işte hatırda kalan çift kişilik anımda ben üşürken, beni düşünen düşleri gerçeğe dönüştüren kaybolup giden, yiten, biten... bilirsin ellerim hep soğuk var biraz burukluk nerdesin sen, nerdeyim ki ben.
kemerde belediye başkanı seçilen mhp'li mustafa gül'ün ilk icraati bu heykeli kaldırmak olmuş. geçen hafta duyunca şaşırdım. yok şaşırmak da değil de anlayamadım ben nasıl bir sanat anlayışımız var ve olan bitenlerin içinde bir tek göze batan bu mudur? göze batacak birşey midir? sanata bu kadar tepkili olmamız... pff gerçekten anlamıyorum. sevgiyi aşkı ifade etme şekli benim memleketimde neden tuhaf karşılanıyor ki.
geride kalırken yine gecede bırakıyorum kokunu siliyorum ezberimden onu yine geceye esiyor koku unuttugum koku unutamadığım oluveriyor geride kalmışlığınla kokusuz korkusuz koşulsuz kopmuşuz .
gelmiş ilk bahar, çiçekler açmış.. etraf yeşil. parklara taşan insanlar. pek seviyorum baharları. ben de sokağa attım kendimi. planlamadım açıkcası. nereye gittiğimi. saçımı. başımı. tüm gün evde oturmanın acısını çıkartmak içindi bu kaçış. bir de yanıma aldığım mp4 çalarım tamamdır. bir çift çıktı karşıma. utana sıkıla yürüyorlar. biraz mahcupluk var yüzlerinde. sanırım daha yenice birbirine açıldılar. (sarılsanıza) topraktaki birşeye takıldılar. eğildiler. biraz daha birbirine yakınlaşarak:) neye baktılar seçemiyorum. gülüşüp geçtiler yanımdan. gözüm kaydı topraga, baktım ben de. bu minik kurttu onları biraz daha yakınlaştıran. (aferin iyi iş çıkardın) uzun zaman önce oturduğumuz bir bank vardı. ben bu sefer yalnız oturdum ona. yalnız olmaktı ya amacım. yoksa çağırırdım seni. (sanırım) bir kaç şarkı daha dinledim. geleceği düşünmek istedim. ne menem bi zaman aralığı duygusallığım kaçtı birden işte. geleceği ise es geçelim. kalktım yine yürümeye başladım. ayakkabım çamur oldu. kızmakla umursamamak arasında kaldım. kararsızlık kötü birşey. ya kızmışsındır ya kızmamışsındır ne var bunda. ağaçları bi sıraya göre dikmişler bunu farkettim. anket için birisi geldi bişiler dedi ama duymadım bile. (oysa düşündüğün gibi soğuk bi insan değilim, havamda değildim) hızlandım biraz daha, bi yere yetişmeye çalışıyor gibi.suskunluğuma inat. migrosa girdim bir saat kadar oyalanmış olabilirim. kitkat, kalamar ve cips aldım. eve doğru geri yürüdüm bir diğer caddeden. arkadaşımın annesini gördüm o beni görmedi. konuşmak için de çırpınmadım. anlamsızca konuşuluyor çünkü yolda karşılaşılan insanlarla. merhaba deyip geçmeli. sevmiyorum yolun ortasında uzun uzadıya konuşanları kardeşim. birer portatif sandalye olmalı bu tür insanlar için. böyle kenara oturup konuşmalılar. evdeydim. kimse yoktu. kalamarı kızarttım. yedim. bulaşıklara da dokunmadım. aklımdan ne geçiyordu. o sırada benimle aynı şeyleri yapan insanlar var mıydı? aynı olmasa da çok yakın, olamaz mı? olabilir. o sırada ölen vardı muhakkak. ağlayan bir çocuk da vardı. pamuk şekere sevinen. vapurda çay içen. dünyanın öbür yüzünde sevişen. yavrularını besleyen bir kuş. küçük prensle tanışan. birasını yudumlayan. zar atan. hepsini aynı anda görmek istedim.(sanırım çok uçtum) ve bir de geçmişte, herhangi bi zamanda birşeyleri başka türlü yapmış olsaydık dedim telefon çaldı. düşünce askıda kaldı.
televizyon izliyordum müzik kanalının birine takıldım. çocukluğuma geri döndüm bir de tabi doğal olarak kahkahayı bastım oracıkta. zaman geçince eskittiklerimiz neden komik geliyor bize?
çizgili pijamavari pantolonu, üzerine giydiği... hele o en başta sırtını dönmüş sandalyede böyle, omuzlarını hareket ettirdiği o kare :D off off off. ne kadara mal ettiler bilinmez ama amatörce çekilmiş bi video belli. sallanıyor kamera. sesi gülüşü güzel, şarkıyı da severdim, dinlerdim ona birşey demiyorum. ama eskiden böyleymiş işte neylersin.
misal o zamanlarda çekilmiş fotograflarıma bakıyorum, sahiden bi şapşallık hakim. türk filmlerine zaten hiç girmiyorum. o saçlar, kelebek tokalar, yüksek bel kotlar, ense bırakan erkekler...
80'lerde doğmuş her çocuk bunlara tanık oldu. bunlarla beslendik işte. ben memnunum halimden, asıl 90'larda dogmuş olan çocuklar işte şimdilerin emo gençliği biraz tuhaf geliyor bana heheh onlar bolluktan ne yapacaklarını şaşırdı ondan bu haldeler herhalde. bir kere çocukluklarından başlıyor sorun, en çok dışarıda oynayamadıklarına üzülüyorum. bi sürü oyuncaklarının olmasına seviniyorum da yaratıcı olmalarını mı engelliyor ne. böyle dijital herşey. sonrasında hazırcı gençlik. gerçi ben de 15-16 yaşlarımdayken..yok ya şimdikiler daha bi çeşit geliyor gözüme.
bi de eskiden sarı telefon kulubeleri vardı, ben onları pek severdim. itiraf ediyorum arkadaşlarımla bilmediğimiz numaraları çevirip şarkı söylerdik. paramızı o jetonlara veriyormuşuz, ne anlamsızlık. ayrıca evin ilk telefonu ve bir heyecanla çalan telefona cevap vermek için kardeşler arasındaki o koşturmaca.
akşamüstü her gün dısarda olurduk, bisiklet biner, paten kayardık saatlerce. 7 kiremit, istop, can oynardık. kimi zamanlar hava karırınca da dışarda olurduk biz. dışarıdan bir kötülük gelecek diye bir korku yoktu şimdiye kıyasla. gece oynanan saklambaç gibisi de yoktu. olmadı mahallenin biraz yaşça büyük abi ve ablaları korkunç hikayeler anlatırdı bize gecenin karanlığına uygun.
çocukça platonik aşklar da olurdu, hiç konuşmadan yaşanan içten içe olup biten. kimsenin bilmediği.aşk her zaman var tabi. ne diyor, çek faytonu yarime uzanalım.
büyüdükçe biz, değişti herşey normal olarak. değişecek daha da işte bir yanımız hep sevdiğimiz gibi kalsa herşey diyor.
kendime not: en son izmirde binmiştim faytona, gidince yine bineyim aklımda olsun.
bu var, şu var, o var. sen var ve kendin olmalısın. bir konu daha var anlayamayacağın aslında ama olsun belki yakalarsın ucundan biricik hayatının ve bakarsın aynaya kıyısından görürsün kimbilir gerçekte var olanı sanma masaldaki ayna kanma sen masal diyarına bir tek sen bir tek sen bakma bana üzülürüm düşününce bu halini şimdi, tam şimdi var. zamanın akıyor gece bir yandan kazanırken bir de öteki yüzü var ah bir anlayabilsen bir tane var
Yorgunum, uykusuzum, algılarım yavaşladı, hareketlerim de öyle. Bugün doyurucu bi gündü belki de. Uyku dışında. Uyku gibisi var mı yahu!
Haa hayat güzel diyorum da ben kendi penceremden öyle görüyorum zaman zaman.(sen gibi) Ne biçim olaylar oluyor şehrimde, memleketimde, dünyamda… hep var evet, her zaman oluyor. Benden bağımsız olan o dışarıda. Boşver diyor bi tarafım da yok ya üzülüyorum ben öle her şeye, haberleri izlerken ağlar mı insan? Ailesini gazzedeki olaylardan sonra kaybeden küçük kızın gözyaşları yalan olamaz herhalde?Neden haksızlıklar olurken bi tarafta, diğer tarafta Hollywood yıldızlarını bir şey etkilemez?Kaç milyon dolarlık masraf olmuş düşünsene yahu, bi perde aman aman şaşalı olmasa, en pahalısından yiyecek içecek alınmasa, katılan ünlülerin bir gece için harcadıkları kılık kıyafet masrafları?
Haberleri izlemeyeceğim, istifa ediyorum bi müddet hayattan. Ne bu ya her şey tuhaf. Adamın biri eşi chat yapıyor diye kızının önünde pompalı tüfekle öldürebilir mi hayatı paylaştığı biricik insanı, eşini? Nerde kaldı onca paylaşım, niye siz evlendiniz ve çocuk dünyaya getirdiniz?
Sen niye iç kuruşluk kirayı almak için adamı bıçakladın genç oğlan?
Sevgilini niçin dövdün e be hödük insan, sevgili olmanın verdiği bi hak mı bu? Kimsin ki sen?
Belediye başkanı ne gerek var böyle komikliklere, seçim öncesi yolları delik deşik etmene, bi de üstüne her eve mektup yollamaya… benim cebimden çıkan parayı neden bu şekilde harcıyorsun ki.
Ve sen gizli ajan komşu sanane bizim evimizde ne olup bittiğinden, neden o güzel zihnini bizi düşünerek yoruyorsun? Dedikodu yapma , hayatına odaklan.
Uzaklaşmak lazım, sadece ben ve benim gibi düşünen insanlarla birlikte olmak lazım.
edit: kaydetmediğim eski yazıları kurcalarken buldum derken... güzel ülkemin sorunları hiçbir zaman bitmeyecek ki yaşayıp gidiyoruz. bir de seçimler sonuçlar, patlayan ampül mü, elektrik kesintisi mi... sahil kentlerinde var bi durum, helal olsun onlara. deniz havası işe yarıyor sanırım diyeceğim şimdi. koca memleketim yarım ada... işte bi sebep bulmak benimkisi de...ah ah.