" şiirler varıdı, sene yazdığım, biyocuk okuyuveseydin belkim bambaşka oluverirdi.
zaman akıpduruken biz ötelere berileri savrılıken.
ah ulen ah, aşk ne menemsin sen, deyyüsün önde gidiverenisin."
akşamüstü iş çıkışında tüm günün yorgunluğu üstümde olsa da gülümseyebiliyorum. karşıyaka'nın karmaşık sokaklarında büyümüşüm gibi, çok tanıdık ve bir o kadar bana yakın. samimi olduğundan mıdır, nedir bilmem. bir bir yaşlı teyzelerle konuşasım geliyor.
işte yine bugün o sokaklardan geçerek evime gidiyorum. her ne kadar denize yakın sokaklarda daha kuvvetli olsa da hatrı sayılır bir serinlik var iç kısımlarda da. saçım rüzgarla inatlaşıp yüzümü boynumu öpmeye kalkıyor, ellerim dolu olduğu için teslim oluyorum rüzgara. yine o yaşlı amca, adı kim bilir ne? hep balkonda, çiçekler arasında ve hep el sallıyor geçenlere. özellikle bayanlara mı çözemedim. şirin bir de gülümsemesi var. ilk zamanlar anlam veremesem de bu duruma şimdi ben de el sallıyorum ona. ne kalmış ki hayatında? bizim hayatımızda? bir gülümseme daha kaptım.
köşeyi döndüm ve işte o zeytinyağlı dolma kokusu. kokular içinde bir de kedilerin sesleri. küçük bir çocuk babasına yalvarıyor yavru kedileri evlerinde beslemeleri konusunda. babası oralı değil, ama zarar gelmesin diye diğer kedileri kovalıyor. az sonra taş fırına gideceği belli, üzerinde alelade giydiği tişortu ve şortu, ki büyük ihtimalle atletle geziyor evde. ayağında plastik terlikler. saçlar biraz dağınık ve yağlı. bir de burda yaşlılar hep balkonda. bekliyorlar. hemen hemen her gün camiden sela duyuyorum, beklemekten yorulanlar için.
işte birinci kattaki yaşlı komşum da balkondan kedilere yiyecek atıyor, kendine kedilerden arkadaş ediniyor anlaşılan. 6-7 kedi üşüşüyor balkonun altına. bense anahtar sesiyle bozuyorum tüm akışı. neyse ki bir gülümseme daha kaptım.
ahh bir de o merdivenler olmasa..
6.6.12
ve dünya öyle büyük,
öyle güzel
öyle sonsuz ki deniz kıyıları
her gece hepimiz
yan yana uzanıp yaldızlı kumlara
yıldızlı suların
türküsünü dinleyebiliriz...
yaşamak ne güzel şey
taranta - babu
yaşamak ne güzel şey...
anlayarak bir usta kitap gibi
bir sevda şarkısı gibi duyup
bir çocuk gibi şaşarak
yaşamak...
yaşamak:
birer birer
ve hep beraber
ipekli bir kumaş dokur gibi...
hep bir ağızdan
sevinçli bir destan
okur gibi
yaşamak...
abarttım mı ne, güzel şeyler var elbette. hem de çok güzel şeyler. aslına bakarsan demek istediğim, gün geçtikçe, zaman ilerledikçe üniversite zamanlarındaki gibi kalmıyoruz demekti. sabahlamalar kalmıyor, şuursuzca konuşmalar gülüşmeler, deliler gibi yollarda yürümeler... zamanı geri çevirip uykusuz kalmak ama o günün şartlarında... her şey şimdi daha oturaklı, daha bir yarını düşünerek, daha bir temkinli adımlarla yürüyerek ilerliyor.
rahatsız da değilim bundan, benimkisi üniversite yaşamımı/tembelliğimi özlemek. yalnız kalıp hüzün yapmak (öyle demeyin şimdi, hepimizin içinde yok mu kimse beni anlamıyor bakışı) hayata karşı devamsızlık hakkımı kullanmak istiyorum bazen.
yoruldum ki ben, daha bu yaşta, eved. ha bi de, bugün orda da cumartesi mi?