Hani Tuna Kiremitçi'nin kitabı var ya, "git kendini çok sevdirmeden" diyor, işte artık gidiyorum ben de. Sanırım dayanabileceğim son noktaya geldim. Yavaş yavaş uzaklaşıyor muyum ne? Onun korkması, benim vurdum duymazlığım, bizi bu hale getiren. Tam herşey yoluna oturdu derken yeniden aynı yerde olduğumuzu fark ediyorum. Canımı acıtıyor. Ama en güzeli bu olsa gerek. Galiba yaşanmamışlıklardı beni çeken, sana ulaşamamaktı benim düşünmeme sebep. Onu görmeyince daha bir bağlı mı oluyordum yoksa? Aslında onu değil de kafamda yarattığım insanı bekliyordum, onu düşünüyordum derinden derinden. Hep kıyıdaydım da açılmışım gibi bir hisse kapılıyordum. Bu muydu benim istediğim, beklediğim...
Gerçekten böyle olacağını düşünmemiştim. En azından "beklemek" benim için çok manalı olmuştu. "beklemek" sözcüğünün geçtiği heryerde durup düşünüyordum. Hayal ediyordum olmayacakları.
Artık minik pembe filimi kaldırdım yerine. Seviyorum ama eskisi gibi değil. Bunun farkına vardım ve biraz geç mi kaldım bilmiyorum.
Peki neden hala benim yanımdasın? Pazartesi akşam yemeğe niçin çıktık? Var olan birşeyler geziniyorsa beyninde niye konuşamıyoruz? Niye muhabbet edemiyoruz ve zamanın farkındayız hep? Yoksa eskisi gibi değil hiçbirşey, öyle mi? Artık sıkıldım ben, yoruldum, beklemeye mecalim kalmadı.
Şarkı söylüyorum. Ama sana değil.
Senle niye böyle olamadık bilmiyorum. Kendi kendine yaşadın beni, kendi dünyanda büyüttün sevgini...Birşeyin eksik olsuğunu yavaş yavaş anlıyorsun ve geç kaldın minik fil. Hiçbirşey paylaşmadığımız, paylaşamadığımız belki de daha iyi oldu. Seninle görüşebiliyorum rahat rahat, konuşabiliyorum hayattan. İkimiz diye birşeyden söz etmiyoruz, belki de bu rahatlatıyor.
Zaman geçiyor ve yine bir bahardayız. Beklemenin son baharı bu. Sevmiyorum oysa soğukları...Dünyamın rengi de değişiyor. Gözümün alabildiği çerçeve artık sararmaya başladı. Hiçbirşey yerinde durmuyormuş bir başlangıç ve bir son. Oyunlar oynadım sensizliğinde, seninle ama sensiz filmler izledim, seninle uyudum, seninle ağladım, kimi zaman oldu yalnız oturduğum masada tam karşımda oturuyordun, sana hediye aldım, doğumgünümü hayalimde birlikte kutladık, bana sarıldın oysa yoktun, gözlerimin içine baktın, elimi tuttun ama yoktun. Evet, herşeyi ben uydurdum zihnimde, ikimize replikleri verdim. Şimdi yine repliğin elinde ama bu kez ben vermedim, o sana ait olan... ve sen oynuyorsun.Sahne senin. Gidiyorsun artık, zaman daraldı biliyorum, hani dilinin ucuna geliyor değil mi? Seni bir daha göremezsem düşüncesiyle söylemek istediklerin. Tutuyorsun öylece ve boğazında düğümleniyor. "Ben seni çok seviyorum, bir daha söyleyemezsem kahrolurum". Diyemiyorsun. İşte yine hayal ettim o gece bunu söylediğini, senin elini tuttuğumu....Olmuyor böyle, sen üzülüyorsun ben üzülüyorum. Sana yazılmış bir mektup oldu sanki bu. İçimden koptu. Artık "gitmektesin..." ve ben de diyorum ki "git kendini çok sevdirmeden".
yağmur yağacak bugün dedim, inanmadı. yalancı değilim ya yağacak dedimse yağacak işte. dinle bir kere. olmadı iddaaya girdik yağarsa ben, yağmazsa o kazanacaktı ki öyle oldu. bakalım ödülümü ne zaman alırım. :P
hava yağmur öncesi birden bozdu, rüzgar çıktı. grilik arttı. içimdeki renk nedense tam tersiydi. balkon kapısı dışında bütün kapı ve pencereleri kapattım. üstümü değiştirdikten sonra hafif tebessümle dışarıyı izledim. yaprak düştü. küçüklüğümden beri değişmeyen o açıdan bakmaya devam ettim. evet iki yaprak daha. derken daha da şiddetlendi rüzgar ve işte o an. gürledi gürledi ve sonunda ağladı gökyüzü. sanırım içinde birikmiş epeydir. bu, bir iki damla yanaklardan süzülüp yolun yarısında kuruyuveren gözyaşı gibi değildi. dolu başladı iyiyen iyiye. nasıl bir hızla geliyor, yere sinirle çarpıyor sıçrıyor. pat pat pat pat pat. çok kızmış çok. zannettim ki elimi tutunca geçecek siniri, ama ikimizde hesaplayamadık eriyebileceğini. eridi ve bitti..
korkardım eskiden gök gürültüsünde. pencere kenarında durmazdım hiç. birşeyler parçalanıp yukardan tepemize düşecek gibi gelirdi:)neyse işte eskidenmiş. ben sevdim bu kızgın halini, inatçıydı ya benim gibi. ağlayamamıştı epeydir, konuşamamıştı. konuşmamıştı.
ben de onun ağlamasını fırsat bildim. bir damla atınca hemen üstümü değiştirmemden belliydi. terasa çıktım. eee korkmuyorum ya artık. hani bardaktan boşalırcasına diye bir tabir var ya halt yemiş, bu resmen kovayla dökülüyordu. içinde kalmamalı zaten döksün içini. ben dinlerim seni. geçtim tam orta yere. bekledim tepkisiz, bütün herşeye göz yumdum üstüme ağladı :) yukarıya doğru çevirdim başımı şimdi gözlerimi açabilirdim, o ağladı ben sustum gözyaşlarını bir bir gözlerime sürdüm. şimdi ben o'ydum. ama o, ben'den miydi bilinmez. bir bana mı ağlıyordu acaba? onca insan kaçıyorsa köşe bucak, bir sacak altına saklanma gereği duyuyorsa benim içindi belki de.. bilmiyorum süresini, bir bildiğim sırılsıklam olduğum. tüm gözyaşları benimdi artık. o benimdi. el kol işareti yapan yandaki teyze bana anlam veremedi. güldüm. yağmurla benim aramda zaten, sana ne dercesine el yaptım ve yüzümü yine gökyüzüne çevirdim. o anı hiçbirşey bozamazdı. buluşmak gerekiyordu, görüşmek gerekiyordu.
arınmış gibi hafiflemiş gibi oldum en sonunda. tepki vermişti sonunda benim gibi inatçı birisine.
ama daha bitmedi işim yağmurla :) yine çıktım. kimbilir bir daha ne zaman görüşeceğiz değil mi? bu kez güzel insanın da eşliği ile yürüdük yağmur altında. bilinçsizmiş gibi davrandık ya nasıl bir deliliktir bir tane insan olmayan caddede ikimiz vardık ve gülüyorduk sadece. o hayata, bense deliliğe gülüyordum. belki de tam tersi. yok yok hepsine herşeyeydi bizim gülüşümüz. dalga geçtik işte, nanik yaptık. ben beş dakika öncesine kadar yüzleşmiş olmanın rahatlığıyla..o da evdekilere aldırış etmeden kendini birden yola atmanın verdiği çocuksu heyecanla..evet hala büyümedik. niyetim de yok zaten.. herşeye inat.
anlık yaşamanın verdiği mutluluklarımız eksik olmasın yoksa yaşadığımızı nereden anlayağız ;)
haydi dans edelim ama eşli danslardan ben topuklu pabuç giyeyim sen de takım elbise giy. tango yapalım birlikte. bir de bacağını partnerinin beline doğru çektiği an var ya hani yırtmaç açılır dişilik çıkıverir ya ön plana. ne de güzel bir karedir o öyle. bilen dans etsin canım yakısan da yırtmaçlı giysin.
dans etme isteği nerden geldiyse öğlen bir hallere giriverdim, müziğin sesini açmış, eşli dans( ama tek başıma) yaparken buldum kendimi.
üff ya erkek parfümü kullancam sanırım ben. bu kokuya bir kez daha bittim. çıkmasın üstümden gitmesin bu koku.. nasıl güzeldir nasıl büyüleyicidir.. insanı alıyor götürüyor yahu. herkes kullanmasın bi ben kullanayım, bi o kullansın.. ikimiz bundan kokalım. bütün olalım. sarılalım. yoksa benim tenimde mi bu kadar güzel geldi (haha çemkirme)
oyhh ben bu kokuyla uyuyamam ki.. bi çeşit, bi güzel, bi çekici, bi cazibeli, cool, dikkatim dağılıyor, kımıl kımıl birsey..
abarttım mı ne :)
du resmini de çakayım tam olsun. koka koka bitiremedim ki, delirdim zaar.
eved , çok çok çok beğendim. erkekte hiç fena durmaz sanki, hadi canım sen dee
akyaka (gökova) ne de güzel sakin bir yermiş. kalabalık yok, cistak cistak aynı müziklerin çaldığı, insan kaynayan sokaklar yok. ufacık tefecik tatil yeri.
böyle tepeye çıkıyorsunu ormanlık içinden. mis gibi hava yeşillik ve deniz daha nolsun :)
çadır kampları var, günlük 10 ytl 4 kişilik çadır kiralanabiliyor,istersen kendi çadırını kap gel. tüpünden elektrigine temel ihtiyaç duyulan herşey var ve fiyatları da öyle aman aman el yakan cinsten değil. neden kamp yerinden fotograf çekmedim onu da bilmiyorum kamp yerinden iskeleye inen yol.
azmak diye minik bi dere var. buz gibi suyu, sazlıkların arasından görünüşü, berraklığı.. sık sık geçen ufak tekneler. kano kiralayıp sazlıklar arasında keşfe de çıkabilirsiniz (kendimi acenteda çalışan bayanlar gibi hissettim) işte amcanın biri artizlik yaptı aklı sıra.
oynamak budur dedim neymiş "buranın kazları uçuyor bak şimdi göstercem sana"
bismiillah noluyoruz dememe kalmadı amca ucarak geldi arkasında da teyze aheste aheste ("bak nasıl kullanıyorum gördün mü latife" ) kaçayım ben bu amca daha fazla zarar vermeden dedim.
sitelerin aralarında gezinirken bi ev gözümün içine içine battı. meğerse kendisi süslemiş püslemiş bu evi. gül resimleri yapmış , uygun saksılar ona uygun renkte çiçekler
heh bi de ağaçlardan görünmeyen evler de vardı. böcek neyim aman gaç..
herkesten uzakta, işte budur yahu.
lüks olanlar da var(kime göre neye göre lüks) bu cadır kamplarının altında kalıyor, karavan gibi evler günlüğü 200ytlmiş. onları da çekmemiş olmakla birlikte kendimi kın kın kınadım şimdi.
meliha emin tuba ve gökay çitflerini ne de güzel anıyorum! zottirikler.
hayvanlar aleminden haberlere. akyakada istediğiniz türde börtü böcek görmeniz münkün. aman böcek sokmalarına karşı. kafanız kadar kol ya da bacakla gezmek hiç de hoş değil. sinkovmuş offmuş kar etmiyor. eger bir de bu sevimli hayvancıklar yanağınızdan tatmak isterse vay halinize. onunla ilgili resimli bir belgeye gerek yok. ne diyorduk hayvanlar derken yolda yürürken abidin çıktı karşıma fıtıfıtı giderayak bi poz verdi bana.
ve bahçeye yerleşmiş olan şukufe hanım da kurabiyeden korktu. kopar düğmelerini, kır bacağını kurabiye senden korksun şukufe.
yemekte yakaladım, sevgilisi yoktu bu kez yanında.
bir de balkona yerleşmiş kazım bey. belki de beni ısıran o. ocağını söndürmediğime cani birisi olmadığıma dua etmelisiniz kazım bey. :hıh:
kazları da ağacın dibinde yakaladım mrs. and mr. brown iş başında
oldu artık bir de havuza girdim.cumburloonkk (havuza atlama efekti) -buruş buruş olana kadar-
daha sonra da balkonda çekirdek yiyebilirsiniz. çiğdem de olabilir :P (belirteyim, sigara sağlığa zararlı içmem içeni de sevmem) şımarmadan olmaz. sineklere karşı kendimi koruma yolları ararken