12.4.09

koku



üstünden geçtiğim her gün
geride kalırken yine
gecede bırakıyorum kokunu
siliyorum ezberimden onu
yine geceye esiyor koku
unuttugum koku unutamadığım oluveriyor
geride kalmışlığınla
kokusuz
korkusuz
koşulsuz
kopmuşuz
.

10.4.09

birileri


gelmiş ilk bahar, çiçekler açmış.. etraf yeşil. parklara taşan insanlar. pek seviyorum baharları. ben de sokağa attım kendimi. planlamadım açıkcası. nereye gittiğimi. saçımı. başımı. tüm gün evde oturmanın acısını çıkartmak içindi bu kaçış. bir de yanıma aldığım mp4 çalarım tamamdır.
bir çift çıktı karşıma. utana sıkıla yürüyorlar. biraz mahcupluk var yüzlerinde. sanırım daha yenice birbirine açıldılar. (sarılsanıza) topraktaki birşeye takıldılar. eğildiler. biraz daha birbirine yakınlaşarak:) neye baktılar seçemiyorum. gülüşüp geçtiler yanımdan. gözüm kaydı topraga, baktım ben de. bu minik kurttu onları biraz daha yakınlaştıran. (aferin iyi iş çıkardın)
uzun zaman önce oturduğumuz bir bank vardı. ben bu sefer yalnız oturdum ona. yalnız olmaktı ya amacım. yoksa çağırırdım seni. (sanırım)
bir kaç şarkı daha dinledim. geleceği düşünmek istedim. ne menem bi zaman aralığı duygusallığım kaçtı birden işte. geleceği ise es geçelim.
kalktım yine yürümeye başladım. ayakkabım çamur oldu. kızmakla umursamamak arasında kaldım. kararsızlık kötü birşey. ya kızmışsındır ya kızmamışsındır ne var bunda.
ağaçları bi sıraya göre dikmişler bunu farkettim. anket için birisi geldi bişiler dedi ama duymadım bile. (oysa düşündüğün gibi soğuk bi insan değilim, havamda değildim)
hızlandım biraz daha, bi yere yetişmeye çalışıyor gibi.suskunluğuma inat. migrosa girdim bir saat kadar oyalanmış olabilirim. kitkat, kalamar ve cips aldım. eve doğru geri yürüdüm bir diğer caddeden. arkadaşımın annesini gördüm o beni görmedi. konuşmak için de çırpınmadım. anlamsızca konuşuluyor çünkü yolda karşılaşılan insanlarla. merhaba deyip geçmeli. sevmiyorum yolun ortasında uzun uzadıya konuşanları kardeşim. birer portatif sandalye olmalı bu tür insanlar için. böyle kenara oturup konuşmalılar.
evdeydim. kimse yoktu. kalamarı kızarttım. yedim. bulaşıklara da dokunmadım. aklımdan ne geçiyordu. o sırada benimle aynı şeyleri yapan insanlar var mıydı? aynı olmasa da çok yakın, olamaz mı? olabilir.
o sırada ölen vardı muhakkak. ağlayan bir çocuk da vardı. pamuk şekere sevinen. vapurda çay içen. dünyanın öbür yüzünde sevişen. yavrularını besleyen bir kuş. küçük prensle tanışan. birasını yudumlayan. zar atan. hepsini aynı anda görmek istedim.(sanırım çok uçtum)
ve bir de geçmişte, herhangi bi zamanda birşeyleri başka türlü yapmış olsaydık dedim telefon çaldı. düşünce askıda kaldı.

8.4.09

eskici geldi hanım

televizyon izliyordum müzik kanalının birine takıldım. çocukluğuma geri döndüm bir de tabi doğal olarak kahkahayı bastım oracıkta. zaman geçince eskittiklerimiz neden komik geliyor bize?



çizgili pijamavari pantolonu, üzerine giydiği... hele o en başta sırtını dönmüş sandalyede böyle, omuzlarını hareket ettirdiği o kare :D off off off. ne kadara mal ettiler bilinmez ama amatörce çekilmiş bi video belli. sallanıyor kamera. sesi gülüşü güzel, şarkıyı da severdim, dinlerdim ona birşey demiyorum. ama eskiden böyleymiş işte neylersin.

misal o zamanlarda çekilmiş fotograflarıma bakıyorum, sahiden bi şapşallık hakim.
türk filmlerine zaten hiç girmiyorum. o saçlar, kelebek tokalar, yüksek bel kotlar, ense bırakan erkekler...

80'lerde doğmuş her çocuk bunlara tanık oldu. bunlarla beslendik işte. ben memnunum halimden, asıl 90'larda dogmuş olan çocuklar işte şimdilerin emo gençliği biraz tuhaf geliyor bana heheh onlar bolluktan ne yapacaklarını şaşırdı ondan bu haldeler herhalde. bir kere çocukluklarından başlıyor sorun, en çok dışarıda oynayamadıklarına üzülüyorum. bi sürü oyuncaklarının olmasına seviniyorum da yaratıcı olmalarını mı engelliyor ne. böyle dijital herşey. sonrasında hazırcı gençlik. gerçi ben de 15-16 yaşlarımdayken..yok ya şimdikiler daha bi çeşit geliyor gözüme.

bi de eskiden sarı telefon kulubeleri vardı, ben onları pek severdim. itiraf ediyorum arkadaşlarımla bilmediğimiz numaraları çevirip şarkı söylerdik. paramızı o jetonlara veriyormuşuz, ne anlamsızlık. ayrıca evin ilk telefonu ve bir heyecanla çalan telefona cevap vermek için kardeşler arasındaki o koşturmaca.

akşamüstü her gün dısarda olurduk, bisiklet biner, paten kayardık saatlerce. 7 kiremit, istop, can oynardık. kimi zamanlar hava karırınca da dışarda olurduk biz. dışarıdan bir kötülük gelecek diye bir korku yoktu şimdiye kıyasla. gece oynanan saklambaç gibisi de yoktu. olmadı mahallenin biraz yaşça büyük abi ve ablaları korkunç hikayeler anlatırdı bize gecenin karanlığına uygun.

çocukça platonik aşklar da olurdu, hiç konuşmadan yaşanan içten içe olup biten. kimsenin bilmediği.aşk her zaman var tabi.
ne diyor, çek faytonu yarime uzanalım.

büyüdükçe biz, değişti herşey normal olarak. değişecek daha da işte bir yanımız hep sevdiğimiz gibi kalsa herşey diyor.

kendime not: en son izmirde binmiştim faytona, gidince yine bineyim aklımda olsun.

7.4.09

bir tane


bu var, şu var, o var.
sen var
ve kendin olmalısın.
bir konu daha var
anlayamayacağın aslında
ama olsun
belki yakalarsın ucundan
biricik hayatının
ve bakarsın aynaya kıyısından
görürsün kimbilir
gerçekte var olanı
sanma masaldaki ayna
kanma sen masal diyarına
bir tek sen
bir tek sen
bakma bana
üzülürüm düşününce bu halini
şimdi, tam şimdi var.
zamanın akıyor gece
bir yandan kazanırken
bir de öteki yüzü var
ah bir anlayabilsen
bir tane var

30.3.09

bunal

02-03-2008

Yorgunum, uykusuzum, algılarım yavaşladı, hareketlerim de öyle. Bugün doyurucu bi gündü belki de. Uyku dışında. Uyku gibisi var mı yahu!

Haa hayat güzel diyorum da ben kendi penceremden öyle görüyorum zaman zaman.(sen gibi) Ne biçim olaylar oluyor şehrimde, memleketimde, dünyamda… hep var evet, her zaman oluyor. Benden bağımsız olan o dışarıda. Boşver diyor bi tarafım da yok ya üzülüyorum ben öle her şeye, haberleri izlerken ağlar mı insan? Ailesini gazzedeki olaylardan sonra kaybeden küçük kızın gözyaşları yalan olamaz herhalde? Neden haksızlıklar olurken bi tarafta, diğer tarafta Hollywood yıldızlarını bir şey etkilemez? Kaç milyon dolarlık masraf olmuş düşünsene yahu, bi perde aman aman şaşalı olmasa, en pahalısından yiyecek içecek alınmasa, katılan ünlülerin bir gece için harcadıkları kılık kıyafet masrafları?

Haberleri izlemeyeceğim, istifa ediyorum bi müddet hayattan. Ne bu ya her şey tuhaf. Adamın biri eşi chat yapıyor diye kızının önünde pompalı tüfekle öldürebilir mi hayatı paylaştığı biricik insanı, eşini? Nerde kaldı onca paylaşım, niye siz evlendiniz ve çocuk dünyaya getirdiniz?

Sen niye iç kuruşluk kirayı almak için adamı bıçakladın genç oğlan?

Sevgilini niçin dövdün e be hödük insan, sevgili olmanın verdiği bi hak mı bu? Kimsin ki sen?

Belediye başkanı ne gerek var böyle komikliklere, seçim öncesi yolları delik deşik etmene, bi de üstüne her eve mektup yollamaya… benim cebimden çıkan parayı neden bu şekilde harcıyorsun ki.

Ve sen gizli ajan komşu sanane bizim evimizde ne olup bittiğinden, neden o güzel zihnini bizi düşünerek yoruyorsun? Dedikodu yapma , hayatına odaklan.

Uzaklaşmak lazım, sadece ben ve benim gibi düşünen insanlarla birlikte olmak lazım.

edit: kaydetmediğim eski yazıları kurcalarken buldum derken... güzel ülkemin sorunları hiçbir zaman bitmeyecek ki yaşayıp gidiyoruz. bir de seçimler sonuçlar, patlayan ampül mü, elektrik kesintisi mi... sahil kentlerinde var bi durum, helal olsun onlara. deniz havası işe yarıyor sanırım diyeceğim şimdi. koca memleketim yarım ada... işte bi sebep bulmak benimkisi de...ah ah.


6.3.09

bulut mu olsam



Buluttum gökyüzünde, güneşin hemen yanındaydım. Enerji doluydum sayesinde, capcanlıydım. Sonra damla oldum ayrıldım güneşimden, gökyüzümden hızla düştüm bir gemiye. Farkedilmeyecek kadar küçüktüm. İnsanlar vardı. Korktum kendimden, yapabileceklerimden. bilmem niye? Bazen cevap veremeyiz işte, öyledir. Öyle olmuştur. Gemiye tututamadım korkumdan ve düştüm denize balık oldum. Rengimi güneşimden aldım. Yüzdüm doyasıya, karabalık arkadaşım oldu. Kafa dengi balık arkadaşlarımla açıldık enginlere. Yüzdük yüzdük ve büyüdük. Korkumu yendim ve "şimdi anladım" dedim. Çok geçmeden yosun olmaya karar verdim. Bir yere çakılı kaldım kimisine göre ama ben bu halimle mutluydum. Sabittim, farkedilmiyordum denizin dibinde. Kıyıdaki çıplak yalnız adam ve her gece dinlediği huzur veren sesi yetiyordu mavi yosuna. O kıyıda yosun olmak ve her gece onu dinlemek... çıplak adam da düşünüyordu belki ne yapmak istediği hakkında, ondandır hep yalnızdı. Ondandır şarkılarda buluyordu kendini. Oysa bir defa sarı balık olsa, bir defa bulut. bir defa yosun olsa... napsındı? olamazdı işte. Çok geçmedi anlamadığımı anladım yine. Kendimi anlamak zordu. Hepsinden olmalıydım ya ben. Bunun için ne olmalıydım, kim olmalıydım? nasıl hem minik arkadaşlarımı görüp hem çıplak adamı dinleyebilecek hem de günün doğuşunu/batışını izleyebilecektim? herşeyi aynı anda istemek değildi bu istediğim, sadece sevdiğim dünyayı takip edebilmekti belki de. Beni ben yapan herşeyi bir arada görebilmek. Ben olmak.
ve buldum!

Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa? ..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

Nazım Hikmet

13.2.09

pil ve mum


Hayat tuhaf bir şey ya. Anlamlandıran şeyler var ya hergün yeniden yeniden olan bitenler. Düzen. Koca evrende bulunduğumuz yer. Güneşin doğuşu, kuşlar, rüzgar gün batımı, deniz kokusu, mum, koku almak, düşünmek, kuş sesleri, gece ve yıldızlar, fesleğen kokusu, rastlantı, gözyaşı saklamak için kullanılan şişecikler, bazlama, hayaller, yollar, loş ışık, konuşulamayanlar, bebeğin adım adım büyümesine şahit olmak, seks, şarkılar, ağlamak, yaşlı teyze, evlilik, genç yetişkinlik…

Ufacık geliyorum kendime. Herkese her şeye yetecek kadar çenem düşükken kendime az geliyorum. Yetmiyor bana ben. Korku da var biraz nedensiz çıkıveriyor işte. Çıkmadığı zamanlarda bambaşkayım sanki, her şeyi yapabilirim diye bir güven geliyor bana. Akıllara zarar bi güven. Elbette her insanda olması gereken kadar ama bende başkalaşım geçirmiş bir güven. Korku geliverince her şey altüst oluyor yarıda kalıyor. Olan ve biten.

Bir tane daha benden olsa katlanılmaz olurdu diyorum da… yok bazı zamanlar için bi tane daha olsa fena olmaz, misal akıl versin bana ben. Mantık denizi çıksın kendi içinde boğsun beni. İçime dışıma karışsın. Benim yerime bi kaç soru çözsün, hani hayatın sınavlardan ibaret olan kısmı var ya, orda görev alsın. Ve işte okul çağındaki mavi önlüklü deniz.

Şarj edilebilir pil gibi hissediyorum kendimi. Kıvrımsız, düz bi haldeyim. Gücüm kalmadı, ışık saçamıyorum sanki. Dopdolu ve bitmeye yakın. Her zaman aynı değil, yarım dolu, bitmeye yakın tükenmiş, full. Her halimi seviyorum tamam da tükenmiş durum uzayınca çıkmaz bir hal alıyor gibi.

Her şeyden bağımsız geçen günün şarkısı. Hımmm demesi. Ensemde nefesini hissetmek gibi. Yakın ve samimi ve sıcak. Gözlerimi kapattım işte şimdi. Tuba sesi mi bu arkadaki bilmiyorum da dokunuşları güzel. Dum dum dumdum. Ve nakarata girişi… hııhııııhııımmm yavaş yavaş söylerken şarkıyı, birden sesi yükseliyor ve yine yavaşlıyor. Soluk alıp veriş ritmi değişiyor. Adam da nasıl bir hisle söylüyorsa artık, seviyorum. (haha bunu dediğime göre pil henüz bitmemiş.) Ne düşünüyor acaba şarkıyı söylerken? Dinlerken? Şarkı hiç bitmese, tüylerim diken diken oldu. Perküsyon bir yandan saksafon derken o anda olmalı ne olcaksa. Bu şarkı başka birsey ve bi gün bu şarkıy... İyiden iyiye insanı havaya sokuyor işte. Gece şarkısı bu. Sarı ışık sevmem ama şarkı için ve dinlenmek için güzel olabilir. Hatta mum ışığı gayet güzel olur. Şarkı ve ben. Küçük odamda nefesimden hafifçe titreyen ışık. Hııhhıı hıımmm…