27.2.12

Yalnızlık yağmur olmuş akıyor, damlarına kentin,
Ve sen böyle bir ölüm düşünmedin.

11.2.12

tuhaf yaşamlarımız. bir gün bir yerdeyim, bir diğer gün başka yerde. yarın kim bilir nerde? vaktim yok, eskisi gibi değil hiç birşey. eskisi gibi değil havalar da. hep soğuk, hep soğuk. birbirimizleyken sıcak olsa da tek başımıza kaldığımızda hep soğuk.

26.10.11

üzgünüm

ağlıyorum, yutkunamıyorum. boğazımda düğümleniyor bir şeyler.
hangisine üzülmeli bilemiyorum, gidene mi geride kalanlara mı?
ruhu yıkılmış, toz olmuş kaybolmuş insanlar
bir de tamamen yıkılmış binalar

böyle olmamalıydı, insana bu yapılmamalıydı.


lanet olsun böylesi sisteme, dedirtiyor son yaşanan olaylar. hala çadırı yiyeceği olmayan aç açıkta kalanlar var deprem bölgesinde. kurtarılmayı bekleyen sağlam bünye kalmış mıdır bu vakte bilmiyorum ama geride kalan bir sürü de ceset var.
insan canı yanınca bir suçlu arar ya işte bu durumun suçlusu kim? bazı binalar yıkılmazken bazı binaların tuz buz olmasının sorumlusu kim? peki kocaeli depreminden bu yana alınan -hani akıllandık ya, deprem için önlem alıcaz ya- vergiler önlemler nerde? kim yardım edecek ?
boşu boşuna yazılan yazılardan bir tanesi daha benimkisi biliyorum ama elimde değil. bir öğretmen arkadaşım (ki ben onca insanın içinde bir'den bahsediyorum) deprem sonucu hayatını kaybetti. gerek var mıydı buna? bunu hak etmişmiydi? henüz iki senelik evli olan arkadaşım eşini hayatta bırakıp kendisi bilinmeze gitti. erken ya da geç farketmeiyor ölüm hele böylesi bir ölüm hiç mi hiç yakışmıyor insana.
öte yandan ilahi adelet falan diye yapılan yorumlardan bahsetmeyeceğim bile. o da ayrı bi can sıkıcı açıklama. bu kadar küçük düşünebilen insanlarımız da varmış görmüş olduk.

şimdi deprem sonrası geride kalan herkese taz zamanda yardım zamanı. hayatını kaybedenler için huzur dileme zamanı. yakınlarını kaybedenler içinse sabır.. çok üzgünüm, çok.



4.4.11

koşarak gökyüzüne
ve sonra yüzerek bulutlarda
denize doğru

23.2.11

yağmur yağsa da


güneşli bir mart günü. o zamanlar hayalini bile edemeyeceğim bir yerdeyim. çok keyifli şarkılar söylüyor sokak şarkıcısı. sesiyse hani bahar gelir, her yerde çicek açar, senin de içinde çiçekler açar...sesin, yüzün gözün değişir ya hani, işte öyle bir his uyandırıyor. elime mikrofonu verse, saçmalama potansiyelim oldukça yüksek bi zaman dilimi anlayacağın. şımarıklık hat safhada, hoplayıp zıplamak cabası... yolları yokuşları aşıyorum ve sonunda sacre cour'dayım. ayaklarımın altında şehir. tam karşıda uzaktan görünen eiffel kulesi , irili ufaklı binalar... yüksekten parisi dinliyorum ve muhteşem keyifliyim.


hiç bitmesin istediğim anlardan bir tanesiydi. çıldırmış olmalı burdaki insanlar dediğim çok an oldu, ama bizim durdurduğumuz yaşamlarımıza birer tepki vardı aslında orda. nasıl da gözü kapalı yaşıyorduk sınırlandırılmış hayatlarımızda. insanlığı unutuyorduk. zamanla genişler mi daralır mı bu çerveve? az çok belli durum. karamsarlığa da gerek yok diyor içimden bir ses.
hayattan keyif almasını bilen insanlarla dolu olsa etraf keşke. aslında küçük olan şeylere takılıp kalmasak da huzuru bulsak.

bu gibi anların daha nicelerini yaşayabilmek hoş olsa gerek. olmayacak da değil. hayal ettikçe yaşıyoruz zaten. o zaman kim ki buna engel.

Oyy oyy mesajlara gel, seviyem hepinizi çok çok. ben bu duvarı kapatmışım, kim bilir ne zaman, niye. unutmuşum. Şimdi başlasam yazmaya uzar gider biliyorum, isim isim yazmak da anlamsız olacak, ama hayatımda yer etmiş herkescikleri kucaklıyorum. Küçük bi not diye gireceğim ve uzayacak hissediyorum bunu.

Ve biz büyüdük (ben ve benden içeri diye tabir ettiğim) tabiri caiz olsun, eşek kadar olduk. Mesajlar peşi sıra geldi. Telefonlar geldi. Bugün senin günün, yaşlandın len, kaç oldu şimdi, aman öylesine bir gün işte, söyle ne istiyorsun dendi. Özel miydi, özel hissettirilir miydi insan, yoksa özel olduğu için öylesi gerekliydi mi?! Bdöff, kafam karıştı şimdi. Neticede doğmuşum özel olan buydu.

Ahh bak şimdi eskiye dönüp bi inceleyelim; babam ve anam bir iş çıkışı karşılaşıp göz göze gelmeseydi? Sonrasında türk filmi gibi gelişmeseydi her şey. Düşün ki arkada ah nerede vah nerede çalıyor, annem İspanyol paçalı yüksek bel pantolonuyla gözlerinde eyeliner… dümdüz uzun saçlarıyla hoş görünmeseydi babama? Haa babamın da bir Tarık Akan gülüşü, Ayhan Işık bakışı olmasa annem vurulmazdı ona. Babam annemi çok sevmeseydi, aşk olmasaydı, gülümsemeselerdi birbirilerine, sarılmasalardı, haydi ömrümün sonuna kadar benimle birlikte ol demeselerdi, hikaye başlamasaydı…bla bla bla.. Evet ben gibi bir denyodan mahrum kalırdı bu hayat. Ben her ne kadar mahrum kalmışsam onlardan. Üzülürdün di mi? Bence üzülürdün. En çok buna üzülürdün de mi? Ahh Mazhar’cığım da aradı akşam için bana sürpriz parti vereceklermiş ama yalnız kalmak istediğimi söyledim, bi ara sonradan kutlama şeysi yaparız kendisiylen. En çok da bana sarı laleler alsın istedim ya du bakalım belki okur bu yazıklarımı, çünkü benim hala umudum var. Aradık aradık bulamadık bir türlü.

Ha ne diyorduk doğduğum gündü dün. Geçmişi bırakalım bu yaş pekzelmiş bunu bilir bunu söylerim ben. Acayip bir sürprizle gece hiç bitmesin istedim ve eksik olanların da yanı başımda olmalarını diledim. Çeyrek asır çoktan geçti,

ve sahiden bu yaş hiç bitmesin.

28.01.2011